Nis

2

Umut

By OsmanTürkmen

Ne kadar esmer olsa da yüreğimiz,
Siyahında beyaz kalmak vardı bütün sevdaların.
Her akşam tekrar tekrar batan güneşin,
Karanlıklarında şiir olmak vardı bu dünyanın.

Nis

2

Veda

By OsmanTürkmen

Körsem, sağırsam ve sana noksansam,
Bir tufan kopar yüreğimde ağlarsam,
Uzun bir siren sesi duyarsan eğer,
Bir daha arama olur mu? Unut beni!
Çünkü yalnızlığa giden,
içimdeki bu son gece treni…

Nis

2

Farzımuhal Leyla

By OsmanTürkmen

Aşk bu kadar kolay biter mi?
Söyle Leyla.
Seven sudan bahaneyle çekip gider mi?
Bu mu senin büyük dediğin aşkın,
Sende ki yürek bumu Leyla.
O koca gözlerin bir başkasına da,
Böyle güler mi?
Aşkı anlatan dudakların ellere de,
Seviyorum der mi be Leyla.
Hiç kimseler görmese de,
Başka kollarda uyunur mu Leyla.

Hani görmeden duramazdın ya,
Konuş Leyla.
Söylediklerim yalan değil de,
Unutmadım seni, unutamadım de.
Düşlerimde görüyorum de Leyla.
Ellerimde terin var hala, Silemedin inan Leyla.
Başını yaslardın da göğsüme,
Koklardım tenini.
Gelecekten bahsederdim de,
Dolardın be Leyla.

Kıskananlar vardı bu aşkı biliyorum,
Anlat Leyla.
Anlat da kıskananlar çatlasın,
Aşka inanmayanlar vardı hani,
Severek yaşadık bu aşkı de Leyla.
Sesini ara sıra kulaklarımda,
Duyar gibi oluyorum.
Kızıl saçlı, dolgun birini görsem,
Hep sen sanıyorum Leyla.
Karşıma çıkacaksın diye bir gün,
Hala heyecandan…
Hala aşkımdan…
Titriyorum be Leyla.

Hiç köy görmedim derdin hep,
Susma Leyla.
Benim köyüme gidecektik daha,
Eşeğe binmediğini söyledin de,
Bindirmez miyim demedim mi Leyla.
Köyümün elmasından sana,
Yedirmez miyim.
Pınar suyundan ellerimle,
İçirmez miyim Leyla.
Kucağıma alıp dereden karşıya,
Geçirmez miyim seni Leyla.

Olmayan çocuğa isimler koymadık mı?
Yalan mı Leyla.
Hayallerin içinde kaybolmadık mı?
Erkek olursa ben, kız olursa sen,
Adını bulduk da, büyütemedik be Leyla.
Eğer oğlun olursa,
Hatırlamak için sevdiğim ismi,
Oğluna koyar mısın Leyla.
Söz veriyorum senin adını,
Koyacağım olursa kızıma.
Tuz basacağım yarama,
Hem de kapanmadan be Leyla.

Hiç pişman olmadım seni sevdiğime,
Ya sen Leyla.
Ya sen…
Gece olunca yıldızlara,
Bakıyor musun sende ara sıra,
Söylüyor musun kayanlara,
Bir zamanlar biri vardı diye Leyla.
Sensiz yapamam diyordun,
Nerdesin o zaman Leyla.
Görmesem ölürüm diyordun,
Yaşıyor musun Leyla.
Bir koca yıl geçti üzerinden,
Oluyormuş bak.
Açmaz dediğin güller her gün,
Soluyormuş işte.
Devlerin aşkı bile,
Ölüyormuş be Leyla.

Nis

2

Aklımda

By OsmanTürkmen

Ölüm denince toprak,
Yaşam denince, hep hayal geliyor aklıma.
Sevgi denince sonbaharda yaprak,
Canım denince, o yar geliyor işte aklıma.
Ağlamaklı bir ayrılık,
Hüzün kaplı yalnızlık,
Hep aklımda…

Nis

2

Neyzen Bakışlı Çocuk

By OsmanTürkmen

İnsanları yaşama bağlayan en soyut düğümdür “düşler”
Zengin olmak geçer hepimizin içinden,
Hani kapıda bir araban,
Mülkiyeti sana ait bir evin,
Baba gibi birde işin.

Mutlu olmak hep hayalimizdir, olmasak da,
Hani biri kız, biri oğlan çocukların,
Yalnız sana ait bir eşin,
Bembeyaz renkte yarınların.
Daha onca kurup da, ardı sıra bozduğumuz
münhasır düşlerimiz.

Reşit olmak gerekmiyordu hayal kurmak için,
Ve hiç kimse hayal kurmadan önce kimlik sormuyordu.
Önüne geçilemeyen tutkuların,
Baharında kırılmışsa ince dallar,
yeniden çiçek açmıyordu.

Doğumda annesini,
2 yaşında babasını yitirmiş,
neyzen bakışlı bir çocuk.

Anneannesiyle dedesini hiç tanımamış,
8 yaşına kadar bakan babaannesini,
yine o yaşlarda kaybetmiş.

2 yıl kadar büyükbabasıyla direnmiş kerata,
Büyükbaba son dirsekmiş,
Oda veda edince hayata,
kimsesiz kalmış.

Gelmiş 12 yaşına,
İki koca sene bir başına,
Nasıl yaşadığını anlatmıyor,
Ne kadar uğraştımsa da boşuna.

Bakışları yorgun,
yüreği titrek.
Ne kadar konuşsa da,
heceliyordu kelimeleri tek tek.
Soru sordun mu kekeliyor,
bir o kadar da ürkek.

Tanışmamız hasbelkader,
Daha doğrusu konuşmamız.
Kalabalıkta rastladım ona,
Yaşına rağmen çok ufaktı,
Adını sordum yalnızca baktı,
Aç mısın dedim eliyle kaktı.

Oysa belliydi bir kurt gibi açlığı,
Vermek istedim üç-beş kuruş cep harçlığı,
almadı.

Birden gözleri doldu,
Ardından kaçıp kayboldu,
Kısa yaşam seyahati ona göre,
Aslında çok uzun bir yoldu.
O yolların gerçek tapusu,
Belli ki yollar ona dosttu.

Bir zaman sonra,
Başka bir mekanda,
Yine kalabalık bir sokakta rastladım ona.
Neyzen bakışıyla sağa sola bakıyor,
Gelip geçense,
namludan çıkmış bir mermi gibi ona çarpıyordu.

Kolundan tutup oturttum güzelce,
Ahraz mısın diye sordum ilk önce,
Gene cevap vermedi, baktı öylece.
Seni kitabımda yazacağım dedim,
Yatık başını bana dönerek,
Sen öğretmen misin dedi sessizce.

Bu sorudan çok keyif aldım,
Hafif bir tebessümle yüzüne baktım gülerek,
Dondum kaldım sorudan mı,
Yoksa soğuktan mı bilmeyerek,
Evet hayat öğretmeniyim dedim üşüyerek.

Beni anlamadığı belliydi her haliyle,
Derin sohbete başlamış olduk, bu sefer onun diliyle.
Burun hizasını geçirmeden,
Göz yaşına uzanıyordu ara sıra çatlamış eliyle.
Sıra dışı, eli yüzü düzgün bir çocuktu,
İlk kez bu kadar konuşmuştum böyle biriyle.

O bir sokak çocuğu değildi,
Bir ev çocuğu olduğu da söylenemezdi.
5. sınıftan terk ettiği okulunu,
Hiç tanımadığı kardeşleri olduğunu,
Annesine ait tek bir resim bulduğunu,
Gece gündüz durmadan hayal kurduğunu,
Bir tek kelime bile küfretmeden anlatabiliyordu.

Çok ısrar ettim, bazı şeyleri söylemedi,
İsmini saklamadı saklamasına da.
Adımı sakın yazma diye yemin ettirdi.
Hatta 2. dünya savaşından çıkma,
kimliğini bile gösterdi bana.

Şimdi hiç görmediği köyüne gidecekti,
bundan üç ay sonra.
Daha önce hiç tanımadığı birinin yanında,
belki de zorla,
Yeni bir şehrin sabahına merhaba diyecekti.

Hayatın pıhtılaşmış damarlarında yaşamaya çalışıyor,
Adı yaşamaksa, evet yaşıyordu.

Tek başına yaşamamayı,
Birazda olsa paylaşmayı,
artık herkes anlamalı.
Ve gördüğümüz şaşalı rüyadan,
biran önce uyanmalı.

Aradan tam tamına 3 yıl geçmişti,
Şu an yaşıyorsa 15 yaşında bir delikanlı olmalı.
Eğer ölmüş ise;
toprağa rahat sığmalı,
üzerine yağmurlar yağmalı,
bilemiyorum kimler ağlamalı,
Dünyada bulamadığı kadar,
Ve eminim hiç olmadığı kadar dostları olmalı.

Binlerce çocuktan yalnızca biri bu,
yaşıyorsan değişmiştir umarım kaderin huyu,
aramızda yoksan da, artık rahat uyu.
Rahat uyu çocuk!

Nis

2

Yeşil

By OsmanTürkmen

Biliyorum sensin…
Kırlarda serazat koşmayı özleyen,
Ceylan misali bir şeysin.
Doğanın bile reddedemediği,
Sen…

Biliyorum sensin…
Duvardaki resimleri süsleyen,
Var olmayan soyut bir şeysin.
Fırçalardan tuvallere sürülen,
Sen…

Biliyorum sensin…
Yağmur sonrası içimize işleyen,
Rengarenk bir şeysin.
Gökkuşağından bakışlara süzülen,
Sen…

Biliyorum sensin…
Mutluluk şarkıları söyleyen,
Sesten öte bir şeysin.
Ebruli bir güftede hissettiğim,
Sen…

Biliyorum sensin…
Ansızın yüreğimi büyüleyen,
Dilber gibi bir şeysin.
İstihare sonrası gördüğüm,
Sen…

Biliyorum sensin…
Kanıma karışan çılgın bir duygu,
Belleğimi alt üst eden acayip bir şeysin.
Seni bana gizlediğim,
Sarıyla mavi karışımı bir şeysin.
Sen…
Sen yeşilsin!

Nis

2

Aynı Sözler Üzerine Bestelenmiş Yeni Melodiler

By OsmanTürkmen

Hiç bilmek istemediğimiz gerçekler korkutur bazen ve duymamazlıktan geliriz bazı sözleri. Hem duymak ve bilmek yetersiz derecede menfi kalıyordu, biz sözde her şeyi bildiğimizi zannettikse de.

İçimizin serin yerlerinde kendi kendimize üflediğimiz vurdumduymazlıklar vardır. İçimizden gelen volkanik bir patlamadır, son anda yapılan tüm müdahaleler karşısında vermiş olduğumuz, bu amansız çırpınmanın yüzeysel apsesi.

Birde çocukluğumuzdan beri kurduğumuz kırık dökük gelecek manzaraları vardır hepimizin,
işin en sevimsiz yanı ise, iyimser kalmakla kötümser olmak arasında sıkışan bir saçmalıktı, inşa ettiğimiz otantik yarınlar.

Verilen sözlerin kendi kendine infilak etmesi ile özdeş bir çalışmaydı, büyüdükçe karşımıza çıkan, yaşamın panoramik ve son derece astronomik görüntüleri.

Gözlerimizde büyüyen bir şehrin mısralarında kaybolan, küçücük bir satır arası gibi, şimdi büyümüşüz de sanki, yumulan göz kapakçıklarımızdan süzülen, bir damlanın yere düşmesiyle hissedilen, o çaresizlik var dualarımızda.

Zamana yenilen sadece milyonlarca insandan biri olmak için, o kadar mücadele etmek ve kalakala bir parça hiçin peşinde koşan insan yığınının bağırtısı vardı, ağır duyan kulaklarımızda.

Aşk adı altında seğiren bir bakıştı açılış merasimi öncesi gülüşmeler, davet edilmeyen habersizler sürpriz yapardı asılsız yanımıza. Herkes tam tekmil hazır bekliyordu, aşka hasret susamışlığıyla. Oysa hep yitikti kuralsızca. Mühendis hatası mıydı, yoksa müteahhit malzemeden mi çalıyordu anlayamamıştık hala.

Sorumluluk sahibinindi ve mutlaka bir sonu oluyordu tüm bu kiralık sevmelerin, şimdi zamanı gelmiş bir tahliye sonrasında yaşanan, yeni sevmelerin yerleşim yerleriydi bizi bekleyen ve sormaktan öteye gitmeyen, ev sahibi olma çabalarının yüzdesinden çıkan, matematiksel fazlalık.

Birine duyulan tutkunun içimize verdiği heyecanla yaşanmış, o gençlik yıllarının insanda bıraktığı, bir savaş sonrasının izleri olmalıydı ve zıvanadan çıkmıştı artık yarım yamalak duygular. Ama alaca sevdalı düşlerimizde beklediğimiz, çarpışmaların mezar taşı yazılarından ibaret çöküntüsüydü, duyduklarımızın görselliğiyle paralel devinen refleksi.

Yüzme bilmeyen duygularla çıkmak boğuyordu kelimeleri, bitiriveriyordu kimi zaman yalanların ağaç gölgesinde, güneşten mahrum ama hep yanık gezdiğimiz, çocukluğumuzdan kalan yüzümüzün kermesinde. Çünkü deniz, durgunluğuyla hırçınlığı arasındaki mesafeyi ayarlamaya çalışıyordu, karınca kararı ve elinden geldiği kadarıyla.

Geriye dönmeyi hiç birimiz sevmesek de, ileriye gitmeyi nedense çoğu zaman beceremezdik. Sonrada geride kalan moloz kalıntıları arasında avunmaya çalışırdık. “Ben nerede hata yaptım” filminin hep yeni versiyonuydu, vizyondaki kılık değiştirmiş artistlerle aktrislerin beraber oynadığı, bizi ısrarla kendine çeken bu tekrar.

Küçük çocuklar işte hep beraber büyüdüler ve soruyorum hangimiz olanlar karşısında amansızca durabildik de, gözümüzü kapayan o elin kim olduğunu tahmin etmekte güçlük çekmeden söyleyebildik. İçimizden o desek de çıkmadığında bir hüzün penceresinden bakıp da, gözlerimize yansıyan kaderimize neden dedirtmemek için hep sustuk.

Tıpkı şimdi olduğu gibi…

Ve tıpkı şimdi her şeye sustuğumuz gibi…

Ve tıpkı bundan böyle de, böyle devam edeceğini bildiğimiz halde halen susmamız gibi…

Tıpkı yarınlarda yaşanacağı gibi…

Şimdiden aynen!

Nis

2

Sahibinden Satılık Bir Sevda

By OsmanTürkmen

Bütün kapılarım kapalı,
Duvarlarımdan indi resmin.
Anlatsam da anlatamam,
Aklımdan geçtin de daha demin.

Hiç boş bırakmamıştım evimi,
Gelirde bulamazsın diye.
Yatağımda bile yatmıyorum,
Bilirsen sen, bilirsin niye.

Yazsaydım roman,
Çizseydim tablo olurdun.
Kimseyi sevemedim böyle,
Gitmeseydin de kalsaydın,
Gözümden esirgediğim biblo olurdun.

Ben seni değil bir,
Bin hataya değişmem be…
Düşerken kurtulmanın çaresi var mı hiç,
Suçsuzsan suçsuzum de…

Terk edilmek, harcanmak, satılmak,
Ortada kalmak, yarı yolda bırakılmak.
Dalları budanmış bir kavak gibi,
Yalnızdım şimdi çırılçıplak.

Bende saklı bütün yaşananlar,
Issız bir yüreğin içindeki sırda.
Sen yazdın, sen oynadın, bense figüran.
Şimdi büyük puntolarla yazdırdım,
Bütün gazetelerin ilan sayfalarına.
SAHİBİNDEN SATILIKTIR
diye bu sevda!

Nis

2

Gözünaydın

By OsmanTürkmen

gece ne kadar sevimsiz geliyorsa o masum yüzümüze,
şimdi anlıyorum geçmişimin yarınlarıma ihanetini.
anlamıyorum oysa bir nefeste tükenen aşkları,
bitmesin diye ettiğim yalvarışları,
ve kabul olmayan dualarımı.
yokluğum varlığın olsun, gidiyorum.
sorduğunda beni dün görenlere,
bugün olmadığımı söyleyecekler,
gözün aydın olsun…
karanlık bir mekanın, toprak altı manzarasından,
duyguların gömülü olduğu tahtaların arasından,
sana sesleneceğim…
sorguların cevaplarını aradığı aralıklarda,
kalabalıkların kemik yığınlarında,
eskilerin kokuşmuşluğuyla,
yeni arkadaşlarımla,
ve yepyeni çehremle,
tekrar tekrar sana sesleneceğim.
beni hayallerimle defneden seni,
şart olsun hiçbir zaman, affetmeyeceğim…

Nis

2

Evlilik Böceğim

By OsmanTürkmen

Bir kelimeye bin anlam yüklesem,
üstüne mutluluk, altına umut eklesem,
yine de anlatamaz seni.
Yüreğimin içinde çoğalıp,
günden güne büyüyeceksin.
ve dönüp baktığında yalnızlığıma,
gülümseyeceksin.
Acıların içinde bulduğum,
tatlı peteğimdin.
Hülyalarına göz koyduğum,
evlilik böceğimdin.